Merhaba Dostlar
Her hafta geleneksel olarak yazdığım yazıların bir başkasına daha başlıyorum. Bu yazım da sizlerle muhabbetimiz gibi, biraz komik, biraz düşündürücülü, biraz da bazı konulara cevap olarak yazıyorum. Son aylarda e-muhtıra yazan yazana. Benimde olsun bari:)
Biz demek önce ben olarak başlar. İnsanlar grup oluştururken, oluşturacağı grubun içeriğini kendisi belirler. Yani "Ben" olarak başlar. İstersen bazı grupları inceleme altına alıp, müşahadesini siz yapabilirsiniz.
Geçtiğimiz sene 2007 yılı UNESCO tarafından "Mevlana Yılı" ilan edilmişti. Güzel ülkemizin aziz insanları kendi öz değerleri üzerinden gidip gruplar oluşturur, o değerleri kullanır, kendine göre yontar, der ki; işte şimdi bir kuşa benzedi. Halkda infiala yol açacak olayların baş mimarı olur, sonra der ki bunu mücrim bir şahıs yaptı.
İnsanların insan olması için yapılan olaylarda "acaba noldu da böyle oldu? Benim hatam nerede idi?" gibi soruları kendine sormasıyla başlar. Kimi için terimler sıkıcı gelebilir. Çocukluk ve ergenlik döneminde de banasıkıcı geliyordu. Ama sonrasında hayatın en göbeğinde karşıma çıktı terimler. Ne acı değil mi?
Herkes sorabilir şimdi. Konudan konuya atlıyorsun. Ne demek istiyorsun?
Şunu demek istiyorum:
Müslüman-Türk halkının temel objelerini kullanarak insanların neler yaptığını görüyorum. Bunların arasında sanatçılar, organizasyon şirketi sashipleri ve bunlara yardımcı olan şirketleri dengeli ve subjektif olarak süzüyorum. Bu güne kadar sükût lehçesini kullanmamdaki amaç, dostlarımın hatrını kırmamaktı. Bazı sevdiğim insanları kırarak, hatta eşimden özür dileyerek, sesli lehçeyi kullanacağım.
Hakkımda daha önce atılan iftiralarda suç bastırdığım ve onları nasıl olduysa bazı insanları inandırdığım gibi çoooook komik sözleri okudum. Okurken göbeğim çatlayasıya kadar da güldüğümü. Benim ne yaptığımı bilen ve yaptıklarımın nedenini sorgulanmayan bir hayat görüşüm var. Bunun nedeni, yaptığım işlerin her hepsinin ispatı olması ve gönlüme kadar herşeyin olmasıdır. Ben bazı insanlara ispatları Resmi Evrakla yapmışımdır. Eğer ki o kişilerde görmek isterse onları Türk Adaletinin önüne davet ediyorum. Yüce Allah'ın adaletine ise ahirete bile bırakmayacağını kendi adım gibi biliyorum. Yok illa biz görmek istiyoruz derlerse onları Türk Silahlı kuvvetlerinin Dökümantasyon Sisteminden onalra vereceğim Dosya numarasından da bulabilirler diyorum.
Haklıya haklı, haksız kişilere haksız demişimdir. Bunun harici bir hayat felsefem olmadı. Kimilerine insanca yaklaşırsınız, insanca cevap verirler, kimilerinde ise hayvanca ceap alırsınız. Dünya kurulduğundan beri böyledir. Bu yazıyı okuyan herkese şunu düşünmesini istiyorum; "Hayatla ilgili nerede hata yaptım?".
Son Söz:
Talipli yoktur sevgiye,
Anlamadım, neden, niye?
Canlar gücenmesin diye
Can attım gül atamadım
Suları ıslatamadım. (A.Karakoç)
Muhabbetle.
8 Ağustos 2007 Çarşamba
31 Temmuz 2007 Salı
Baş örtüsü, çağdaşlık, ileri geri...
Vatan Gazetesi Yazarlarından Tuğçe Baran'ın yazılarını okur musunuz? Ben yaklaşık 3 aydır takip etmeye çalışıyorum. Türkiye'nin en genç köşe yazarlarından birisi. Bir kaç aydır Sayın Baran bir konu üzerinde duruyor kendi fikr-i yapısına göre. İstanbulun en ünlü ve en pahalı semtlerinde oturup Türkiye fotoğrafı bakmak yerine, Türk gençliği üzerine önemli mesasjlar veriyor diye düşünmekteyim.
31 Temmuz 2007 tarihinde haber7.com'da Vatan gazetesi menşeili ve "AKP yalakalığı iddiaları üzerine..." başlıklı yazısında çok çarpıcı ve önemli noktalara değinmiş.
Gençlik, Başörtüsü, İlericilik,
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı her ileri atılma hamlelerinde bazı kişilerin girişimleri ile ülkeyi kamplara bölme çalışmaları yapılmıştı. Ve hala da devam ediyor bu kamplaşma çalışmaları. Daha önce Alevi-Sünni çatışmaları, geçtiğimiz 7 sene öncesine kadar Türk-Kürt ayrıştırılması, 28 Şubat sürecinden sonra da laik-antilaik çatışması. Sanmayın ki bunlar bitti. Tam tersine bazı siyasi partiler bunun üzerinden siyaset yapmaya devam ediyorlar.
Tüm yukarıdaki saydıklarım toplumun geneli üzerinde oynanan oyunlar var. Ama en tehlikeli sorun gençlerimizin üzerinden yapılan "Başörtüsü" siyaseti ve kışkırtmaları. Ben herkez gibi Kur'an'da şöyle yazıyor, bu böyle yapılmalı demeyeceğim.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde bir olay dikkatimi çekti. Bazı siyasi partiler seçim beyannanmelerine aldığı "Başörtüsü" sorunu seçimlerde barajı aşmak için o partilere yeterli olmadı olamadı. Çünkü sorun konuşmakla olmuyor. Halkı tanımakla oluyor. Bakın Vatan Gazetesi yazarı 31 temmuz'daki yazısında çok güel bir tespiti gözler önüne seriyor:
"... Bu halka “temizlenmesi gerekenler”, “temizlenmesi gerekmeyenler” gözüyle bakamazsınız. Sevseniz de sevmeseniz de kendinizden farklı düşünen, farklı davranan, farklı giyinen insanları kabul etmek zorundayız. Kapalısı açığı, açığı kapalısını memleketin “sade” bir gerçeği olarak kabul edecek. Nokta! Buna mecbursunuz. Karşı tarafı “bizim hayat stilimizi yok etmeye çalışıyorlar” diye suçlarken bir dönüp kendinize bakın: SİZ NE YAPIYORSUNUZ? Siz ne kadar müdahale ediyor, karışıyor, eleştiriyorsunuz?.. Bir bakın, bir düşünün dedim, demeye çalıştım. Ve daha da önemlisi kapalılar ve açıklar düşündüğüz kadar farklı insanlar değil demeye çalıştım. Ne açıklar sabah akşam sevişen, içki içen sapıklardır ne de kapalılar sabah akşam ibadet eden moronlardır. En az zıt yönlerimiz kadar ortak yönlerimiz var.. dedim.. demeye çalıştım.. "
Ve devam ediyor:
"... Başı kapalı bir kız hiçbir zaman en yakın arkadaşım olmadı. Karşılıklı ağır ön yargılarımız nedeniyle tahmin ediyorum böyle bir arkadaşlığı kimse zorlamadı. Fakat görüyorum. Sokaklarda beraber yürüyorlar, beraber gülüşüp beraber kızıyorlar. Hoşuma gidiyor. Öte yandan benim iş yerimde tek bir örtülü kızın olmayışı garibime gidiyor. Apartmanımda var, sokağımda var, üniversitemde peruklu veya şapkalı olarak var ama gazetemde yok! Ne benim gazetemde ne de başkasının gazetesinde. Yedi gazete değiştirdim bugüne kadar hiçbirinde yoktu. Bankalarda var mıdır? Yok. Borsada var mıdır? Yok. Reklam ajanslarında var mıdır? Yok. Migros’ta, Tansaş’ta var mıdır? Yok. Kasiyer olarak da mı propaganda yapacaklar yani? Ve bizler, “kadın özgürlüğü”nü savunan ilericiler, bunu çok normal buluyoruz. Belediye’de de olmasınlar, İslamcı sermayede de olmasınlar, tatil köylerinde de olmasınlar diyoruz. Bu çok acayip bir şey değil mi? Hatta çok çok acayip bir şey değil mi? Ekmek parasından söz ediyoruz, beyler hanımlar, ideolojiden değil! Bugün başınızı kapatsanız elinizdeki CV ile benzer işinizi bulabilir misiniz bir düşünün.. Benzer iş, benzer maaş, benzer saygınlık... "
Yazıyı yazmasındaki amaç kendisine yöneltilen eleştiriler olsada maalesef ama maalesef belli bir kesimin topluma bakış açısını yani iğrenç tabloyu herkesin gözlerinin önüne seriyor.
Pekiiii şimdiye kadar hep gerici olarak gösterilen başörtülü gençleri ilk okul çağlarındaki erkek veya kız çocuklarına "öcü" gibi gösterilen ve Atatürkçülük kamuflesini sığdıranlara şunu soruyorum: Türk Gençliğini nasıl bir tehlikeye sürüklediğinizin farkındamısınız? Acaba Avrupa'nın gözü niçin Türk gençlerinin üzerinde? Sizin bahsettiğiniz Atatürkçülük nasıl oluyorda Atatürk'ün gösterdiği "muassır medeniyet" sınırına ulaşabiliyor? Acaba nasıl oluyorda kendi eşim de dahil bir çok baş örtülü kızlarımız yurt dışında baş örtüleriyel okuyabiliyor?
Son söz:
Ellerin yurdunda çiçek açarken, bizim ellere kar yağıyor gardaşım.
Bu hududu kim çizmiş gönlüme? Gönlüme dar geliyor gardaşım. (Abdurrahim KARAKOÇ)
Muhabbetle
31 Temmuz 2007 tarihinde haber7.com'da Vatan gazetesi menşeili ve "AKP yalakalığı iddiaları üzerine..." başlıklı yazısında çok çarpıcı ve önemli noktalara değinmiş.
Gençlik, Başörtüsü, İlericilik,
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı her ileri atılma hamlelerinde bazı kişilerin girişimleri ile ülkeyi kamplara bölme çalışmaları yapılmıştı. Ve hala da devam ediyor bu kamplaşma çalışmaları. Daha önce Alevi-Sünni çatışmaları, geçtiğimiz 7 sene öncesine kadar Türk-Kürt ayrıştırılması, 28 Şubat sürecinden sonra da laik-antilaik çatışması. Sanmayın ki bunlar bitti. Tam tersine bazı siyasi partiler bunun üzerinden siyaset yapmaya devam ediyorlar.
Tüm yukarıdaki saydıklarım toplumun geneli üzerinde oynanan oyunlar var. Ama en tehlikeli sorun gençlerimizin üzerinden yapılan "Başörtüsü" siyaseti ve kışkırtmaları. Ben herkez gibi Kur'an'da şöyle yazıyor, bu böyle yapılmalı demeyeceğim.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde bir olay dikkatimi çekti. Bazı siyasi partiler seçim beyannanmelerine aldığı "Başörtüsü" sorunu seçimlerde barajı aşmak için o partilere yeterli olmadı olamadı. Çünkü sorun konuşmakla olmuyor. Halkı tanımakla oluyor. Bakın Vatan Gazetesi yazarı 31 temmuz'daki yazısında çok güel bir tespiti gözler önüne seriyor:
"... Bu halka “temizlenmesi gerekenler”, “temizlenmesi gerekmeyenler” gözüyle bakamazsınız. Sevseniz de sevmeseniz de kendinizden farklı düşünen, farklı davranan, farklı giyinen insanları kabul etmek zorundayız. Kapalısı açığı, açığı kapalısını memleketin “sade” bir gerçeği olarak kabul edecek. Nokta! Buna mecbursunuz. Karşı tarafı “bizim hayat stilimizi yok etmeye çalışıyorlar” diye suçlarken bir dönüp kendinize bakın: SİZ NE YAPIYORSUNUZ? Siz ne kadar müdahale ediyor, karışıyor, eleştiriyorsunuz?.. Bir bakın, bir düşünün dedim, demeye çalıştım. Ve daha da önemlisi kapalılar ve açıklar düşündüğüz kadar farklı insanlar değil demeye çalıştım. Ne açıklar sabah akşam sevişen, içki içen sapıklardır ne de kapalılar sabah akşam ibadet eden moronlardır. En az zıt yönlerimiz kadar ortak yönlerimiz var.. dedim.. demeye çalıştım.. "
Ve devam ediyor:
"... Başı kapalı bir kız hiçbir zaman en yakın arkadaşım olmadı. Karşılıklı ağır ön yargılarımız nedeniyle tahmin ediyorum böyle bir arkadaşlığı kimse zorlamadı. Fakat görüyorum. Sokaklarda beraber yürüyorlar, beraber gülüşüp beraber kızıyorlar. Hoşuma gidiyor. Öte yandan benim iş yerimde tek bir örtülü kızın olmayışı garibime gidiyor. Apartmanımda var, sokağımda var, üniversitemde peruklu veya şapkalı olarak var ama gazetemde yok! Ne benim gazetemde ne de başkasının gazetesinde. Yedi gazete değiştirdim bugüne kadar hiçbirinde yoktu. Bankalarda var mıdır? Yok. Borsada var mıdır? Yok. Reklam ajanslarında var mıdır? Yok. Migros’ta, Tansaş’ta var mıdır? Yok. Kasiyer olarak da mı propaganda yapacaklar yani? Ve bizler, “kadın özgürlüğü”nü savunan ilericiler, bunu çok normal buluyoruz. Belediye’de de olmasınlar, İslamcı sermayede de olmasınlar, tatil köylerinde de olmasınlar diyoruz. Bu çok acayip bir şey değil mi? Hatta çok çok acayip bir şey değil mi? Ekmek parasından söz ediyoruz, beyler hanımlar, ideolojiden değil! Bugün başınızı kapatsanız elinizdeki CV ile benzer işinizi bulabilir misiniz bir düşünün.. Benzer iş, benzer maaş, benzer saygınlık... "
Yazıyı yazmasındaki amaç kendisine yöneltilen eleştiriler olsada maalesef ama maalesef belli bir kesimin topluma bakış açısını yani iğrenç tabloyu herkesin gözlerinin önüne seriyor.
Pekiiii şimdiye kadar hep gerici olarak gösterilen başörtülü gençleri ilk okul çağlarındaki erkek veya kız çocuklarına "öcü" gibi gösterilen ve Atatürkçülük kamuflesini sığdıranlara şunu soruyorum: Türk Gençliğini nasıl bir tehlikeye sürüklediğinizin farkındamısınız? Acaba Avrupa'nın gözü niçin Türk gençlerinin üzerinde? Sizin bahsettiğiniz Atatürkçülük nasıl oluyorda Atatürk'ün gösterdiği "muassır medeniyet" sınırına ulaşabiliyor? Acaba nasıl oluyorda kendi eşim de dahil bir çok baş örtülü kızlarımız yurt dışında baş örtüleriyel okuyabiliyor?
Son söz:
Ellerin yurdunda çiçek açarken, bizim ellere kar yağıyor gardaşım.
Bu hududu kim çizmiş gönlüme? Gönlüme dar geliyor gardaşım. (Abdurrahim KARAKOÇ)
Muhabbetle
19 Temmuz 2007 Perşembe
Son Günler
Seçim geldi çattı. Millet iradesi tecelli edecek. Demokrasi, çoğunluğun azınlığa tahakküm etmeden bir arada yaşama formülüdür. Şimdiki esas sorun, Türkiye'de kendilerine 'aydınlık yüzlü' diyen sahte Batıcıların sandıktan çıkacak sonuçlara rıza gösterip göstermeyeceği ile ilgili. Yeni bir seçime giderken, bazı partiler, tümü çeteleşen devlete sığınmış, iktidar umudunu halka değil, başka yerlere bağlamış gibi. İktidardakinde reform yorgunluğu yok. Ama muhalefette sinirler gergin. Proje olmayınca korku tapınağı yaparak ve şehit kanları üzerinden seçim sonrası kan-ka projeleri geliştiriyorlar. Bir parti daha çok demokrasi, özgürlük, dışa açıklık diyor. Reformların ve değişimin devamından yana tavır alıyor. Diğer tümü günlerdir halkın karşısında konuşsa da aslında başka yerlere mesaj veriyorlar. Adeta ortamı dizayn etmeye hazırlanan bir makama 'emir tekrarı' yapıyorlar. Ekonomi çoktan gündemlerinden uçup gitmiş.
Tek umut, desteksiz ve ispatsız internet yalanlarıyla imaj oluşturmak. Rahşan Ecevit 'din de vatan da elden gidiyor' demişti ya. Bula bula buna sığınıyorlar. 2001 krizinde 3 milyar dolarlık banka 350 milyon dolara İngiliz'e gittiğinde vatan yerinde duruyordu. Ama, şimdi baş döndüren fiyatlara sahibi bankasını satınca vatan elden gidiyor. Şimdilerde kanalını derin devletin emrine veren bir işadamımızın bankasına 2001'de el konulması son anda önlendi. Tümüne 900 milyon dolar bile verilmeyen bankanın sonra dörtte birinin kaça satıldığı herkesin malumu.
'Kan ağlayan esnaf' söylemlerine gelince... Bunu, başbakanın kafasına yazarkasa fırlatıldığı, umutsuzluk koridorlarını intiharların süslediği yakın geçmişten hatırlayınız. Ekonomik göstergelerdeki iyileşme gelir dağılımına da yansıyor. Gelir dağılımı düzeliyor, alt kesimden orta sınıfa geçenlerin sayısı hızla artıyor. Son yıllarda hiçbir kamu çalışanı enflasyona ezdirilmedi. Yaşlı, özürlü maaşları ve asgari ücret de enflasyonun çok üzerinde kaldı. Bir de sokakta gördüklerimiz var. Bu satırların yazarı beyaz Türk değil. Halkın içinden, arka sokaklardan geliyor. Cumhuriyet mitinglerinde olduğu gibi miting meydanlarını dolduranlar, bindirilmiş kıtalar değil. Benim ailem de akrabalarım da o sokaklarda yaşıyor. Yalıda oturup açlık edebiyatı yapanlar hiç de inandırıcı gelmiyor sokaktaki insana. Pazaryerine gidince filelerini nasıl doldurduklarını iyi biliyorlar.
Dikkat ediniz, ÖSS'de yıllarca sıfır çeken Doğu ve Güneydoğulu çocuklar şimdilerde derece üstüne derece yapıyor. Önceleri, umutsuzluğu istismar edilip dağa kaldırılan varoş çocukları vardı. Omuzundaki tüfeğin dipçiği yere değiyordu. İşte şimdi, her kaybolan çocuğu medeniyetimizin dev surlarında açılan bir gedik olarak gören Anadolu'nun kutlu solukları, bu çocukları yurdun dört bir köşesinde arka mahallelerden devşirip milletimize hediye ediyor.
Sınıf çıkarlarını bu çocukların büyük rekabetine kaptırmak korkusu, karabasan gibi rüyalarına girenler de boş durmuyor, senaryo üstüne senaryo deniyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı beş yılda 5 bin öğrenciyi yurtdışına göndermek üzere proje geliştirmiş. En son Prof. Dr. Mehmet Sağlam'ın YÖK başkanlığı döneminde bu tür yaygın uygulamalar olmuştu. Şimdi başarıyla doktorasını bitirip dönen parlak Anadolu çocuklarının kariyer yolları dört bir yandan kapatılmaya çalışılıyor. Çeteleşen ve tarafsızlığını kaybeden yargıdan da adalet bekleme lüksümüz yok maalesef.
(Mustafa BUHUR)
Tek umut, desteksiz ve ispatsız internet yalanlarıyla imaj oluşturmak. Rahşan Ecevit 'din de vatan da elden gidiyor' demişti ya. Bula bula buna sığınıyorlar. 2001 krizinde 3 milyar dolarlık banka 350 milyon dolara İngiliz'e gittiğinde vatan yerinde duruyordu. Ama, şimdi baş döndüren fiyatlara sahibi bankasını satınca vatan elden gidiyor. Şimdilerde kanalını derin devletin emrine veren bir işadamımızın bankasına 2001'de el konulması son anda önlendi. Tümüne 900 milyon dolar bile verilmeyen bankanın sonra dörtte birinin kaça satıldığı herkesin malumu.
'Kan ağlayan esnaf' söylemlerine gelince... Bunu, başbakanın kafasına yazarkasa fırlatıldığı, umutsuzluk koridorlarını intiharların süslediği yakın geçmişten hatırlayınız. Ekonomik göstergelerdeki iyileşme gelir dağılımına da yansıyor. Gelir dağılımı düzeliyor, alt kesimden orta sınıfa geçenlerin sayısı hızla artıyor. Son yıllarda hiçbir kamu çalışanı enflasyona ezdirilmedi. Yaşlı, özürlü maaşları ve asgari ücret de enflasyonun çok üzerinde kaldı. Bir de sokakta gördüklerimiz var. Bu satırların yazarı beyaz Türk değil. Halkın içinden, arka sokaklardan geliyor. Cumhuriyet mitinglerinde olduğu gibi miting meydanlarını dolduranlar, bindirilmiş kıtalar değil. Benim ailem de akrabalarım da o sokaklarda yaşıyor. Yalıda oturup açlık edebiyatı yapanlar hiç de inandırıcı gelmiyor sokaktaki insana. Pazaryerine gidince filelerini nasıl doldurduklarını iyi biliyorlar.
Dikkat ediniz, ÖSS'de yıllarca sıfır çeken Doğu ve Güneydoğulu çocuklar şimdilerde derece üstüne derece yapıyor. Önceleri, umutsuzluğu istismar edilip dağa kaldırılan varoş çocukları vardı. Omuzundaki tüfeğin dipçiği yere değiyordu. İşte şimdi, her kaybolan çocuğu medeniyetimizin dev surlarında açılan bir gedik olarak gören Anadolu'nun kutlu solukları, bu çocukları yurdun dört bir köşesinde arka mahallelerden devşirip milletimize hediye ediyor.
Sınıf çıkarlarını bu çocukların büyük rekabetine kaptırmak korkusu, karabasan gibi rüyalarına girenler de boş durmuyor, senaryo üstüne senaryo deniyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı beş yılda 5 bin öğrenciyi yurtdışına göndermek üzere proje geliştirmiş. En son Prof. Dr. Mehmet Sağlam'ın YÖK başkanlığı döneminde bu tür yaygın uygulamalar olmuştu. Şimdi başarıyla doktorasını bitirip dönen parlak Anadolu çocuklarının kariyer yolları dört bir yandan kapatılmaya çalışılıyor. Çeteleşen ve tarafsızlığını kaybeden yargıdan da adalet bekleme lüksümüz yok maalesef.
(Mustafa BUHUR)
Tüm Dünya'ya Selamlar
Yıllardır kendi fikirlerimi, hikayelerimi, şiirlerimi yayınlayacağım "Fikir Teyakkisi" oluşturmayı düşünmüştüm. Pek fazla sıcak bakmadığım blog sitelerinde yapmayı zorunluluk olarak gördüm.
Hayatın bir çok dönemeçleri var. Bu dönemeçler her bir çetin ve sabır gerektiriyor. İnsanlarda bulunan nefs, kişilerde hiç bitmeyen bir savaş sebebidir. "Dün nerdeydim? Bugün nerde ve ne haldeyim?" sorusunu sormayan bir nesil var artık. Blog sayfamda başlangıç olsun diye Bismillah deyip başladık artık.
Regaib Kandiliniz Mübarek Olsun.
Hayatın bir çok dönemeçleri var. Bu dönemeçler her bir çetin ve sabır gerektiriyor. İnsanlarda bulunan nefs, kişilerde hiç bitmeyen bir savaş sebebidir. "Dün nerdeydim? Bugün nerde ve ne haldeyim?" sorusunu sormayan bir nesil var artık. Blog sayfamda başlangıç olsun diye Bismillah deyip başladık artık.
Regaib Kandiliniz Mübarek Olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)